Meltem Acar: Sürekli Antibiyotikli Ve Pestisitli Gıda Tüketirsek Ne Olur?
Bu haber 6457 kere okundu.

Bildiğiniz gibi monokültür tarım modeli ve kapalı sistem endüstriyel üretim, kimyasal girdiler, antibiyotikler ve benzeri maddeler kullanılmadan sürdürülemez. Bu sistemlerde hastalık ve zararlılarla sürekli mücadele edildiği için toprağın doğal florası ve faunası yok olur. Bitkiler kendi savunma mekanizmalarını kaybeder. Uygulanan kimyasallar, hedef patojenlerin zamanla daha dirençli varyantlar geliştirmesine yol açar. Böylece dozlar giderek artırılır ve gıda adeta kimyasal yük taşıyan bir yapıya dönüşür.

Bu süreç yalnızca gıdayı değil; havayı, su kaynaklarını ve toprağı da bozar. Sonuç olarak tüm canlıların sağlığı her açıdan döngüsel olarak tehdit altına girer. Bu aynı zamanda bir biyogüvenlik sorunudur.

Sürekli antibiyotik ve pestisit kalıntılı gıdalar tüketmek, vücutta kısa vadede fark edilmese de uzun vadede biyolojik sistemin işleyişini temelden sarsan bir dizi zincirleme reaksiyona neden olur. Bu durumu bir ekosistemin dengesinin bozulması gibi düşünebiliriz.

Sorun şu: Zehir, artık acı değil. Renkli, parlak, temiz görünüyor. Ve biz onu her gün, fark etmeden bazen de bile bile yemek zorunda kalıyoruz.

Antibiyotik ve pestisit kalıntılı gıdalar, anlık bir hastalık yaratmaz. Bu yüzden tehlikeli görünmez. Oysa asıl etkisi yavaştır, sistematiktir ve geri dönüşü zor bir noktaya doğru ilerler. Bir anda çökertmez. Yavaş yavaş içeriden çözer.

İnsan bedeni bir organizma ve aynı zamanda bir ekosistemdir.

Bağırsaklarımızda yaşayan mikroorganizmalar, bağışıklığımızın görünmeyen ordusudur. Ancak gıda yoluyla sürekli alınan düşük doz antibiyotikler, bu orduyu dost-düşman ayırmadan yok eder. Daha kötüsü, pestisitin bile öldüremediği güçlü ırklar hayatta kalır, yani direnç kazanır. Sonuç olarak her lokmada yalnızca beslenmeyiz, geleceğin tedaviye dirençli patojenlerini de büyütürüz.

Karaciğer bu savaşın görünmeyen cephesidir.  Bu pestisit molekülünü etkisiz hale getirmek için çalışır.  Bu bir temizlik değil, yük bindirmedir. Çünkü bu maddeler tamamen yok edilmez, dönüştürülür ve çoğu zaman daha reaktif ara ürünlere çevrilir.

Bu süreç uzadıkça karaciğer hücreleri sürekli oksidatif stres altında kalır, yani denge bozulur. Önce yağlanma başlar, ardından enzim dengesi bozulur. Hücre zarları bozulur, mitokondriler hasar görür. Süreç ilerlediğinde fibrozis gelişir. Yani karaciğer kendini onarmaya çalışırken sertleşir. Bu, geri dönüşü zor bir eşiktir. Bir sonraki aşama ise sirozdur. Artık sadece bir organ değil, bir sistem çökmeye başlar.

Daha sinsi olan ise hormon sistemine yapılan müdahaledir. Bazı pestisitler, vücudun hormonlarını taklit eder. Sahte sinyaller üretir. Beden neyi, ne zaman yapacağını şaşırır. Metabolizma bozulur. Uyku bozulur. Ruh hali bozulur. Çünkü komut sistemi bozulmuştur.

Ve en tehlikelisi, sessiz enflamasyon. Ağrı yoktur. Belirti yoktur. Ama hücreler sürekli saldırı altındadır. Serbest radikaller artar, DNA hasar görür.

Kısacası mesele şu: Bu gıdalar sizi hemen hasta etmez. Ama sağlıklı kalma ihtimalinizi her gün biraz daha düşürür.

Sebzeyi sirkeli suya koymak çözüm değil. Sadece vicdanı rahatlatan bir ritüeldir. Çünkü sorun yüzeyde değil, sistemiktir. Bitkinin içine işlemiş kimyasalı suyla çıkaramazsınız. Onu ancak üretim biçimini değiştirerek ortadan kaldırabilirsiniz.

Gerçek çözüm nettir: Toprağı zehirlemeden üretmek. Bitkiyi savunmasız bırakmadan yetiştirmek. Gıdayı kimyasal taşıyıcısı olmaktan çıkarmak.

Aksi halde şunu kabul etmiş oluruz: Biz açlıktan değil, yavaş yavaş zehirlenerek yok olmayı seçtik.

Ve bu, kader değil. Tercihtir.

Zenginlik, sağlıklı, temiz ve besleyici gıdaya ulaşabilmektir. Bu yüzden pestisitsiz üretimin yapıldığı yerlerde yaşamak ve bu gıdalarla beslenmek, gerçek bir zenginlik göstergesidir.

En uzun yaşayanlar, temiz çevreye, sağlıklı gıdaya, düşük strese ve iyi sağlık hizmetine erişimi olanlardır…

Bu yüzden ne diyoruz; ekolojiyle uyumlu tarım modelleri. Kıtlık algısı yaratıp bize bu gıdaları dayatanlar bilmelidir ki, dünyada gıda sorunu yoktur adalet ve para hırsı sorunu vardır.

Çok bilinen bir sözle bitirelim. “Gıdayı kontrol eden insanlığı kontrol eder. “

Meltem Acar/ Biyolog/Mühendis/UDK

728×90 – Üst (1)
160×600 – Sol Kayan
160×600 – Sağ Kayan